|
TANRILARIN ARABALARI, PASKALYA ADASI VE ERİCH VON DANİKEN
Biraz bilime ilgi duyan hemen hemen herkes, Erich Von Daniken'ı tanır. İsviçreli Ütopik Bilim yazarı, kitapları ve birbirinden ilginç iddiaları ile hayal dünyamıza değişik hazlar verir. Medeniyet tarihinde, bilimsel olarak izahı bulunmayan soru işaretleri olduğunu ileri sürer. Bu yazıda Daniken'ın Paskalya Adası ile ilgili iddialarına biraz değindikten sonra, Paskalya Adası ile ilgili gerçeği açıklamaya çalışacağım.
Büyük Okyanus’un güney batısındaki Paskalya Adası, 390 kilometrekaredir. Adaya en yakın yerleşim alanı, 2300 km uzaktaki Pitcarin Adasıdır. Güney Amerika'nın batı sahillerine uzaklığı ise 3700 kilometredir.
Daniken "Tanrıların Arabaları" adlı kitabında, yukarıdaki verileri ve ada tarihindeki kültür ürünlerini delil göstererek, adanın tarihinde bilimsel izahı mümkün olmayan soru işaretlerinden bahseder. Bu soruların ne olduğunu anlayabilmek için adanın tarihine kısa bir göz atalım...
Hollandalılar, 1722 yılında adaya gelen ilk Batılılardır. Adada, sazlardan kabaca yapılmış kulübelerde ve mağaralarda yaşayan 3000 yerli ile karşılaştılar. Birbirleriyle sürekli savaşan yerlilerin yamyamlığı içeren bir kültürü vardı. Adanın kaynakları son derece yetersizdi. Birkaç bitki türü dışında hiç ağaç yoktu. Ada tamamen çıplaktı. Hollandalılar, sömürgeleştirmeye değecek hiç bir şey bulamadılar.
Avrupalıları asıl şaşırtan, hatta şoke eden olay ise ada sakinlerinin ilkelliği ve barbarlığına karşın, bir dönemin gelişmiş toplumlarına ait kanıtların varlığı idi. Adanın pek çok yerinde, ortalama yüksekliği altı metreyi aşan, 600 den fazla dev heykeller ve taştan anıtlar vardı. (En büyüğü 22 metre)
Adadaki heykelleri inceleyen Antropologlar, Avrupalıların ilk geldikleri tarihte adada var olan ilkel toplulukların, volkanik taştan anıtlar oyup bunları bir yerden bir yere taşımak gibi teknolojik açıdan karmaşık bir işi gerçekleştirebilmesinin olanaksız olduğu sonucuna vardılar. Bu sonuç, Paskalya Adası olayını bir gizem haline getirdi. Erich Von Daniken'ın Tanrıların Arabaları adlı eserinde cevabını aradığı gizem de buydu.
Bugün için bu gizem geçmişe aittir. Çünkü 20 yy başında Antropoloji bilimi günümüzdeki bilimsel ve teknolojik destekten yoksundu. Bugün ise olanakları artan bilim adamları, adayı yeniden mercek altına aldıklarında gizemi çözdüler ve çarpıcı gerçeklerle karşılaştılar...
Dil bilim, ada yerlilerinin konuştuğu dilin Polinezya dili olduğunu gösterdi. Polinezyalılar, Pasifik Okyanusu'nun kuzeyindeki Hawaii'den, güneybatıdaki Yeni Zelanda ve güneydoğuda Paskalya Adası'na kadar olan dev bir üçgende yaşamaktadırlar. Genetik bilimi, Paskalya halkı yerlilerinin Polinezyalı olduğunu ispat etti. Yerlilerin genlerinin artzamanlı (diachronic) incelenmesi, adaya ilk olarak 20-25 kadar Polinezyalının geldiğini kanıtladı. Toprak bilimciler, adanın toprağını incelediklerinde, adanın toprağında, günümüzde bulunmayan ağaç ve bitki polenlerine rastladılar. Polen analizleri sonucunda, adanın tarihinde var olmuş bitki türleri saptandı. Sosyologlar, ada yerlilerini ve inanışlarını incelediler. Diğer Polinezya toplulukları ile olan benzerlikleri ve farklılıkları araştırdılar. Bütün bunların sonucunda da Paskalya Adası, gizem olmaktan çıkıp doğal çevrenin tahrip edilişinin en acı örneği oldu.
Polinezyalılar; bitki, hayvan ve yiyecek taşıyabildikleri geniş bir merkez yükseltiyle birleştirilmiş okyanus sularına dayanıklı çifte sandallarla yolculuk ediyorlardı. İlk olarak Güneydoğu Asya'dan yola çıkarak, MÖ 1000 yıllarında Tonga ve Samoa adalarına ulaşmışlardı. MS 300 yıllarında Markiz adalarına, MS 500 yılında da kuzeyde Hawaii adalarına, güneyde Paskalya Adası'na varırlar. MS 800 yıllarında da Yeni Zelanda'ya ulaşırlar. Böylece Polinezyalılar, dünyanın en fazla yayılmış halkı olurlar. Bu, Polinezyalıların, denizcilik ve gemicilikte ne kadar başarılı olduklarının göstergesidir.
Paskalya Adası'na ilk gelen Polinezyalı göçmenler, kısıtlı kaynaklara sahip bir dünyayla karşılaşırlar. Adanın sıcaklığı ve nem oranı fazladır ve sürekli akan bir ırmağı yoktur. Tek temiz su kaynakları, sönmüş volkanların üzerindeki krater gölleridir. Adada 30 kadar yerli bitki türü, birkaç böcek, 2 sürüngen türü vardır ve ada bütünüyle ormanlarla kaplıdır. Bu Polinezyalılar için önemli değildir. Kendi adalarında da birkaç bitki ve hayvan türünden yararlanarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Adaya evcil hayvan olarak tavuk ve Polinezya faresi, temel ekin olarak Hint yerelması, kulkas, ekmek ağacı, muz, Hindistan cevizi ve tatlı patates getirirler. Adadaki iklim, bunlardan sadece patates ekmeğe ve tavuk yetiştirmeye uygundur. Alışmış oldukları besinlerden, sadece patates ve tavukla yetinmek zorunda kalırlar.
Önceleri tekne yapmak amacıyla keserler ağaçları. Başlangıçta yaklaşık olarak yalnızca 16 milyon civarında palmiye ağacı vardır. Zamanla artan nüfusa tarım alanı açmak, ısınma, barınma, yemek pişirme, ev aletleri yapma gibi ihtiyaçlarını karşılamak için ağaç kesimini hızlandırırlar. Nüfus artıkça adalılar, ortak sahip oldukları toprakları birlikte eken geniş ailelere bölünürler. Aileler soyları ve klanları oluşturur. Her klan, çeşitli etkinlikler düzenleyen temel ihtiyaç maddelerinin dağıtımını yapan bir reis tarafından yönetilir. Yerleşimler, köylü kulübeleri ve ekin tarlalarından oluşan küçük gruplar halindedir. Toplumsal etkinlikler, birbirinden bağımsız tören merkezlerinde gerçekleştirilir. Bu toplu törenler, onların çok gelişmiş ve karmaşık bir kültür meydana getirmelerini sağlar.
Patates ekiminin az zaman alması, Polinezyalıların dini törenlere ağırlık vermesine olanak sağladığı için çok büyük heykeller yaptılar. Atalarına tapınmak için yaptıkları bu dev heykelleri, taşıyabilmek için buldukları tek çözüm; ağaç gövdelerini kızak olarak kullanıp insan gücüyle taşımaktır. 1500 yılına gelindiğinde, ada nüfusu, 7000 kişiyle doruk noktasına ulaşır. Klan sayıları ve klanlar arasındaki rekabet arttıkça heykel yapımı ve taşıma amaçlı ağaç kesimi artar. 16 yy da ise adadaki uygarlık birden bire yıkılır. Geriye Rano Raraku taşocağında yarım kalmış heykeller kalır. İşte Paskalya Adasının gizemi, adanın ormansızlaştırılmasının getirdiği çevre bozulmasında gizlidir.
Adanın ormansızlaşması ada halkını da etkiler. Ağaç kıtlığı nedeniyle insanlar mağaralarda yaşamaya veya sazdan evler yapmaya başlarlar. Artık uzun yolculuklara dayanacak tekne yapamazlar. Balıkçılık da zorlaşır. Liflerinden kumaş dokudukları ve ağ yaptıkları dutu ağacı yok olmuştur. Ağaçların yok olması, toprak erozyonunu artırır ve bunun sonucunda tarımsal verimlilik düşer. Adadaki bu gelişmelerden etkilenmeyen tek besin kaynağı tavuklardır. Tavukların önemi artar. Bütün bunların sonucunda da adanın nüfusu azalır ve ilkelleşir. Gittikçe azalan kaynaklar için yapılan savaşlar ve heykel dikmenin mümkün olmaması sonucunda bozulan inanç sistemi nedeniyle kölelik artar, yamyamlık yaygınlaşır. Adaya gelen ilk Avrupalıların gördüğü de işte bu manzaradır.
Paskalya Adası'nın kayıp uygarlıklar ve gizemli bilgilerle dolu bir tarihi yoktur. Bu, kısıtlı kaynaklardan oluşan bir çevrede yaşayan toplulukların, bağlı oldukları çevreyi düzeltilemeyecek kadar bozmaları sonucunda gelebilecekleri yeri gösteren, son derece çarpıcı bir örnektir.
Dünyamızda var olan kaynaklar, gelişen toplum düzeyimizi korumak ve ihtiyaçlarımızı karşılayacak sonsuzlukta değildir. Paskalya Adası halkı, kısıtlı kaynaklarını tükettiğinde adaya hapis olmuş ve kaderinden kaçamamıştır. Bizim de yaşadığımız dünya dışında kaçacak yerimiz yoktur. İnsan türü olarak varlığımızı sürdürdüğümüz bu dünyada, elimizdeki kaynakları tüketmeyecek yaşam tarzını bulmak zorundayız. Aksi takdirde Paskalya Adası halkının tarihi dünya toplumlarının tarihi olacaktır.
Notlar:Adayı ilk kez Hollandalı kâşif Jacob Roggeven (1659-1729) 6 Nisan 1722’de bulur. Anılarında adayı: "Adada çırılçıplak yerliler ve sarkık kulaklı sivri burunlu heykellerinden başka bir şey yoktu." diye tanımlar. Günümüzde adanın ihtişamlı günlerinden geriye, sadece 600 kadar, bazıları yıkık volkanik heykeller ve 15 adet odun üzerine yazılmış ve hâlâ çözülememiş tablet yazılar kalmıştır.
Hasan İlhan
Kaynakça:
Erlich,p.r.,Erlich,a.h.ve Holdren, j.p. Ecoscience:population: Resource,environement. San Fransisco:w.h. Freeman 1977.
Erich Von Daniken, Tanrıların Arabaları, Milliyet Yayınları
Jennings,J.D. The Prehistory of Polynesie. Cambridge: Harward University Press,1979. Clive ponting, Dünyanın Yeşil Tarihi, Sabancı Üniversitesi, 2000.
Alfred Métraux, Introduction a L'ile de Pâque, 1935; l'ile de Pâque 1941
Francis Maniere, Fantastique ile de Pâque, 1965.
Dictionnaire des explorations, Larousse, 1966.
|