|

Kaçkarlar’a gitmezden önce gidip gelenler “ Kaçkarlar’a giden ve oralardaki güzellikleri gören birisi, bir yıl boyunca Kaçkarlar’ı anlatır “demişti. Ben Kaçkarlar’dan döneli üç ay oldu, hâlâ oradaki güzellikleri ve muhteşem doğayı anlatmaya devam ediyorum. Gerçekten anlatmakla bitirilemeyecek ve tarif edilemeyecek kadar muhteşem bir görüntü şöleni Kaçkarlar.
Ben yıllar öncesinde doğa yürüyüşlerine katılmıştım ancak bu sefer ki hem farklı başladı, hem de farklı devam ediyor ve yürüyebildiğim süre de devam edecek gibi gözüküyor. Hafta sonlarını sabırsızlıkla bekler oldum.
Kaçkarlar’ın o büyüleyici atmosferine dönersem; Daha doğa yürüyüşlerine başlamamdan iki ay sonra Kaçkarlar’a gitme sözü edildiğinde heyecan duymaya başlamıştım. Ancak hem deneyimsiz oluşum, hem de yaşım beni korkutuyordu ama denemek de istiyordum. Kaçkarlar öncesi Ilgaz’da Küçük Hacet zirvesi deneme tırmanışına katıldım. Bu benim için hem parkur açısından, hem de yükseklik açısından ilk deneyimdi. Son derece iyi geçen yürüyüşten sonra Kaçkarlar’a gitme fikri artık aklımda geri dönülemez bir yerdeydi. Daha önce Kaçkarlar’a gitmiş arkadaşların çektikleri fotoğrafları görme fırsatım olmuştu. Bütün fotoğraflar tablo gibi olunca, benim de fotoğraf çekme merakım iyice depreşir oldu. Daha önceki günübirlik Ankara çevresindeki yürüyüşlerde çektiğim fotoğraflar fena da değildi. Buna bir de teknolojinin olanaklarını da katarsak, sanatsal açıdan değil belki ama hobi olarak güzel fotoğraflar çekebiliyordum. Asıl Karadeniz’in o büyüleyici zirvesinde neler çekebilecektim, ya da parkuru bitirebilecek miydim, benim için bir bilinmezlik olduğu kadar heyecan verici bir bekleyiş olmuştu artık.
Yolculuk öncesi yapılan toplantılarda gerekli malzeme, araç gereçlerin hazırlık süresi, yol arkadaşlarımızla tanışmamız bile benim için ayrı bir seremoni ve heyecan konusu olmuştu.
Gece saat 0,3 Rize Pazar’dayız. Sırt çantalarımızı omuzlamış Kaçkar yolundayız. Gruptaki diğer arkadaşlarla buluşma noktamıza biraz erken indik. Gece yarısını geçmiş hava biraz serin hafif üşüyoruz gecenin karanlığında. Pazar’ın ana caddesinde her yer karanlık içinde, caddenin sonundaki bol ışıklı alana doğru yol alırken burnumuza mis gibi ekmek kokuları geliyor. Anlıyoruz ki ışığın olduğu yer fırın. O saatte kim ayakta olur ki fırın işçilerinden başka. Bizi karşılıyorlar çay ikram ediyorlar, sohbet ediyoruz. Bir saat bekleyişin ardından arkadaşlarımızın bir bölümü, sabah da diğerleri ile buluşarak bir araya geliyoruz. Toplam dokuz kişiyiz. Bizi almaya gelen minibüse biniyoruz ve Çamlıhemşin, Ayder üzerinden ana konaklama yerimiz olan Yukarı Kavrun yaylasına sisli bir Ağustos sabahında ulaşıyoruz.
Kaçkar yolculuğunun her aşaması, gece Rize’nin Pazar ilçesindeki kısa konaklama ve Yukarı Kavrun’a ulaşımımız, hepsi ayrı bir yazı konusu olacak kadar etkileyici.
İlk gün yürüyüşümüz sis nedeni ile iptal ediliyor, biraz üzülüyoruz. Ancak bir sonraki günün nasıl olacağı endişemizi artırıyor. Bir sonraki günü uyanınca düşünürüz diyerek gecenin tadını tulum eşliğinde horon teperek çıkarmaya çalışıyoruz bütün yorgunluğumuzu unutarak. Gruptaki bazı arkadaşlar pansiyonda kalıyorlar, ben ve bazı arkadaşlar çadırlardayız. Gece iyi başlıyor, ama benim için iyi sürmüyor. Ayder’de yediklerimden olabileceğini düşündüğüm bağırsak bozukluğu ile uğraşıyorum gece yarısından sonra sabaha kadar.
Sabah gün ağarıyor, güneş henüz yüksek dağların ardında. Günün ilk ışıkları ile çadırımdan dışarı çıktığımda karşılaştığım o muhteşem görüntüyü tarif etmem imkânsız. Sis daha alçak bölgelerdeki vadi içlerine doğru çekilmiş sanki bir deniz görünümünde. Bir gün geçirmiş olmamıza karşın sisten göremediğimiz her şey ikinci günün sabahında avuçlarımızın içinde gibi. Pırıl pırıl bir Ağustos sabahında hazırlıklarımızı tamamlayarak güneşin ilk ışıkları yüzümüze vururken yola koyuluyoruz.
Daha yolculuğun ilk adımlarında başlıyorum fotoğraf çekmeye. Sanki rastladığım ve beni büyüleyen her görüntüyü, önümden alırlar korkusu ile deklanşöre basmaya devam ediyorum. Bu durum beni heyecanlandırdığı kadar yoruyor da. Fotoğraf çekmek içim hep grubun gerisinde kalıyorum, sonra da yetişmek için koşturunca nefes nefese kalıyorum ama aldırdığım yok, o muhteşem görüntülerin esiri gibiyim.
Kavrun 1 geçidini geçiyoruz ve ilk karda yürüyüş... Ağustosun sıcağında... Olağanüstü görüntüler...
Artık 3000 metredeyiz. Kaçkar’ların arka taraflarını görüyoruz. İlk gün yürüyüşünün iptali bu günkü yürüyüşü uzatıyor, yani iki günlük yürüyeceğimizi öğreniyorum. Yorgunluk alametleri var ama direnmeye çalışıyorum. Kötü geçirdiğim ilk gecenin olumsuz etkileri de eklenince Kavrun 2 geçidinin eteklerinde önden giden gruptaki arkadaşları dürbünle izlerken direncim iyice azalıyor ve bu geçidi geçemeyeceğimi hissediyorum. Arkadaşların yardımı ile zor da olsa başarıyor ve ikinci geçidi de aşıyorum. Kavrun 3 geçidi ve ilk mola yeri Adsız göl.
Adsız göle vardığımızda hava kararmıştı, oldukça yorgun ve bitkin bir haldeydim. Sırt çantalarımızı verdiğimiz katırların başına gelenler çok zor bir gece geçirmemize neden olduğu gibi açlık da yaşıyoruz. Sabahın ilk ışıkları yüzümüze vurduğunda o geçirdiğimiz kötü geceden eser yoktu sanki.
Sabah Büyük Deniz gölü, zirvenin yanı başından geçip Dilber Düzü, Olgunlar yaylası, Lanetleme geçidi. Açlık ve yorgunluğumuza aldırmadan su şırıltıları arasında Karadeniz türküleri söyleyerek ulaştığımız Dilber düzünde yediğimiz zeytin ekmek unutulacak gibi değil. Hele Lanetleme geçidine yürürken geçtiğimiz vadinin yamaçlarındaki renk cümbüşü anlatılacak gibi değin. Bildiğimiz renklerin tümü otların arasından fışkırmış gibi, tam bir çiçek deryası. Yürürken üzerine basmamaya özen göstererek yol alıyoruz bu doğa harikası yamaçta. Zirveye doğru yükseldikçe kayalıklar eşlik ediyor yürüyüşümüze. Kimi yerde büyük kayalıkların gövdesinden kopup gelmiş büyük kaya parçaları, kimi yerde küçük çarşaklar üzerinden hoplaya, zıplaya Lanetleme geçidine ulaşıyoruz. Artık Kaçkarlar’ın Karadeniz’e bakan yamaçlarındayız. Sesin yankılandığı bir bölgeden geçerken bir memleket türküsü tutturuyorum nefes nefese. Sesimin çıktığı kadar bağırıyorum ve yankılanan sesim kulağıma düşüyor. “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin”
İnsan yüzünü güneşe dönerse gölgesini göremez. Doğada yol alırken bazen güneş insanın arkasında kalır ve gölgesi önüne düşer. Her dakikası sayfalar dolusu anı yazısı oluşturacak bu muhteşem gezide gölgemi yalnız bırakıp doğanın sihrine kendimi kaptırıp yol aldım. Hâlâ, kâh gölgem ardımda, kâh ben onun ardında yol almaya devam ediyorum.
Hüsnu Çuhadar |